Akış: Mutluluk Bilimi | Laba Uluslararası Eğitim Platformu
Blog

Arama

Akış: Mutluluk Bilimi

Mutluluk nedir? Neden bazı insanlar her koşulda mutlu olmayı başarabilirken, diğerleri hayatı koca bir boşluk gibi algılar?

cover-50-65af96f22cd26083883093-min-65bce424cefeb607591183.jpg

II. Dünya Savaşı’ndan derinden etkilenen Macar psikolog Mihaly Csikszentmihalyi, insanlık tarihinin başından beri tüm filozofların kafasını kurcalayan mutluluğa duyduğu ilgiyle ömür boyu süren bir yolculuğa çıkmıştır. Dünyanın birçok ülkesinde, binlerce insanın katıldığı 30 yılı aşkın çalışmalar düzenleyerek mutluluğu bilimsel bir fenomen olarak ölçülebilir bir kavram haline getirmeye çalışmıştır. 

İsviçre’ye yaptığı bir seyahat sırasında Carl Jung’un konferanslarından birine katılan Csikszentmihalyi, psikolojiye dair artan merakının peşine düşerek ABD’de eğitim almış ve mutluluğun sırrını keşfedeceği serüvenine başlamıştır. Csikszentmihalyi’ın araştırmaları sonucunda kaleme aldığı “Akış: Mutluluk Bilimi”, 20 dile çevrilerek, haftalarca en çok satanlar listelerinde yer almıştır.

Peki yazarın mutluluğun sırrı olarak adlandırdığı “akış” nedir? Akışta olmayı nasıl başarabiliriz? 

Mutluluk Nedir?

Antik Yunan filozofu Aristoteles, bireyin ömrü boyunca her şeyden çok mutluluğu aradığını savunmuştur. Kişi, kendisine mutluluk getireceği inancıyla sağlık, güzellik, para ve gücün peşine düştüğü bir yaşam sürer. Aristoteles’in dönemi üzerinden binlerce yıl geçmiş, insanlık olarak inanılması güç gelişmelere imza atmış olmamıza rağmen mutluluğa dair inançlarımız hala benzerdir.

Peki neden geçmişte hayalini bile kuramadığımız gelişmeler gerçekleşmiş olsa bile, bizden daha kısıtlı imkanlara sahip atalarımızdan daha mutsuz hissediyoruz? Cevap basit: İnsanlık materyal açısından gücünü binlerce kat artırmış olmasına rağmen, deneyimlerimizin içeriği pek o kadar da gelişmemiştir.

Bu bilinmezlik üzerine kafa yoran yazar da bir gün mutluluğun kendiliğinden gerçekleşen bir olgu olmadığını keşfeder. Mutluluk, paranın ya da gücün elde edebileceği bir şey değildir. Aksine, dış etkenlerden tamamen alakasız bir şekilde bireyin yaşadığı olaylara dair kişisel yorumlarına dayalıdır. Yazara göre mutluluk, hazırlıklı olunması gereken, uğrunda emek harcanan ve her birey tarafından kişisel olarak korunması gereken bir koşuldur.

İnsanın yaşadığı en iyi anlar, bedeni veya zihnini zorlu ve yapmaya değer bir eylem için gönüllü bir çabayla sınırlarına kadar zorladığında gerçekleşir. İçsel tecrübelerini kontrol etmeyi öğrenen insanlar, hayatlarının kalitesini yönlendirerek mutluluğa ulaşabilir. Ancak mutluluğa onu bizzat arayarak ulaşmak mümkün değildir. Peki direkt yollarla elde edilemeyen bu nihai hedefe nasıl ulaşılır?

Yazar, bu sorunun cevabını aradığı çalışmalarında “optimal deneyim” ve “akış” kavramlarına ulaşmıştır. Hayatın koşulları ne kadar kontrolümüz dışında olursa olsun, hepimiz bazı anlarda neredeyse kaderimizin efendisi olduğumuzu hissederiz. Bize “hayat işte tam da böyle olmalı” dedirten anlar “optimal deneyim” yani akıştır.

Önerilen gönderi:

preview-30-6564a13479aa7665682083.jpg

Zihin ve Beden Dengesi: İş Hayatında Yoga’nın Önemi

Okuyun

Akış Teorisi

Yazar, akış kavramına ilk olarak sanatçılar, sporcular, müzisyenler, satranç ustaları ve cerrahlar ile gerçekleştirdiği çalışmalarında ulaşır. Deneyim Örnekleme Yöntemi adını verdiği çalışmada, katılımcılar bir hafta boyunca elektronik bir çağrı cihazı taşır. Günde sekiz çağrı aldıkları cihaz her öttüğünde, kişi o an yaptığı eylemi, nasıl hissettiğini ve neler düşündüğünü kaydeder. Binlerce kişinin katılımıyla gerçekleşen bu çalışmanın verilerinde, katılımcıların bulunduğu yer ve yaptıkları eylem ne olursa olsun, mutlu oldukları anları benzer cümlelerle betimledikleri keşfedilir. Katılımcılar, onları mutlu eden eylem süresince hayatın bir nehir gibi akıp gittiği örneklerini vermiştir. Akış süreci, kişiyi farklı bir gerçekliğe sürükleyen yaratıcı hislerle dolu bir keşiftir. Süreç, kişiyi daha yüksek bir performansa ve daha önce tecrübe etmediği bir bilinç seviyesine taşır.

Yazar, katılımcıların “akış” sürecindeki hislerini yedi maddeyle özetler:

  1. Kişi gerçekleştirdiği eylemle tamamen iç içedir. Odağı tamdır.
  2. Eylem kişide günlük gerçekliğin uzağında bir sevinç uyandırır.
  3. Eylem, yoğun bir içsel netlik sağlar. Kişi ne yapması gerektiğini ve neyi ne kadar iyi yaptığının bilincindedir.
  4. Kişi, eylemin yapılabilir olduğunu ve becerilerinin eylemi gerçekleştirmek için yeterli olduğunu bilir.
  5. Süreç boyunca hissedilen bir huzur mevcuttur. Kişi kendisiyle ilgili bir kaygı duymaz, egonun ötesinde bir bilince ulaşır.
  6. Zaman algısında kayma görülür. Katılımcılar, eylemi gerçekleştirdikleri süre boyunca zamanın nasıl geçtiğini fark etmediklerini belirtmiştir.
  7. Süreç içsel bir motivasyon içerir. Akışı tetikleyen eylem, kişi için ödülün ta kendisidir.

Akış, kişinin gerçekleştirdiği eyleme, kalan her şeyin önemini yitirdiği seviyede odaklandığı anlarda gerçekleşir. Satranç oynamak, yoga yapmak, dans etmek, cerrahi bir operasyon gerçekleştirmek akış sürecinin kendiliğinden tetiklenmesine uygun aktiviteler olsa da, yemek yaparken, arkadaşlarınızla muhabbet ederken veya günlük işlerinizle uğraşırken de akışı tetiklemek mümkündür. 

Akışın sağlanması için dikkat edilmesi gereken unsurlar:

  • Gerçekçi hedefler belirleyin.
  • Süreç boyunca gelişiminizi takip edin.
  • Yalnızca belirlediğiniz hedefe odaklanın. 
  • Eylemi gerçekleştirmek için gerekli becerileri edinin. 
  • Belirlediğiniz hedefe ulaştığınızda kendinize daha zor bir hedef seçin.

Akış, kişinin sınırlarının zorlandığı fakat arzu ettiği eylemi gerçekleştirmeye yönelik becerilerinin kesiştiği anda gerçekleşir. Örneğin, tenis oynamaya başlayan biri topu raketle atmayı öğrendiğinde akış sürecini deneyimleyebilir. Ancak, bu beceriyi geliştirdiğinde zamanla sıkılmaya başlar. Dolayısıyla, kendisine daha zor bir hedef belirleyerek, benzer becerilere sahip bir rakip bulabilir. Akış, bu maddelerden yola çıkılarak yalnızca spor değil, hayatın her noktasına uygulanabilir.

akış teorisi, the flow state

Akış İçinde Yaşamak

Akışı her ortamda deneyimlemek mümkündür. Bir düşünün. Etrafınızda ne yaşarsa yaşasın mutlu olan, hayatı olduğu gibi seven biri var mı? Bu kişiler, yazarın deyişiyle “Ototelik Kişilik”e sahiptir. Yunanca’da öz anlamına gelen “auto” ve hedef anlamına gelen “telos”tan türeyen ototelik deneyim, kişinin kendi kendini motive ettiği, dış ödüllere ihtiyaç duymadığı, yaptığı işten keyif aldığı ve kendini tamamen işine kaptırdığı bir deneyimdir.

Ototelik kişilerin motivasyonları içlerinden gelir. Onlar için potansiyel tehditler, çözmeye can attıkları problemlerdir. Odaklarını içsel bir motivasyonla sağladıklarından, yaptıkları eylemlerden sıkılmazlar, eylem süresince kaygı duymazlar ve kendilerini tamamlanmış hissederler. 

Ototelik bir benlik geliştirmek, koşullar zorlu ve acımasız olsa bile hayattan keyif alabilmenize olanak tanır. Örneğin, savaş sırasında esir tutulan veya diktatör rejimler sebebiyle hapse atılan kişiler akıl sağlıklarını korumak için kendilerini oyalayacak yöntemler keşfettiklerinden bahsetmişlerdir. Kimi, diğer esirlerle bir şiir çevirisi yarışması düzenlerken, kimi zihninde satranç oynayarak bilincini gerçeklikten uzaklaştırmıştır. Bu sayede yalnızca içinde bulundukları koşullardan uzaklaşmakla kalmayıp, aynı zamanda hayattan o anda bile keyif almayı başarabilmişlerdir. Ancak, ototelik bir benlik geliştirmek için hayat koşullarının yaşanılamaz bir noktaya ulaşması gerekli değildir. 

İş Hayatında Akış

Nüfusun büyük bir kısmının gün içinde bitişini iple çektiği mesai saatlerini ototelik deneyimlerle akış halinde geçirmek mümkündür. Hatta, yazarın yaptığı çalışmalarda, katılımcıların %54’ü akışı işteyken deneyimlediklerini belirtmiştir. Bu oran boş zamanlar için yalnızca %18’dir. Bunun sebebi, iş hayatımızdaki öğelerin akış için uygun bir ortam sunmasıdır. İş, beceri sınırlarımızı zorladığımız, kendimizi geliştirdiğimiz ve anlık geri bildirim aldığımız bir oyun gibidir. Öte yandan, televizyon izlemek veya sosyal medya platformlarında saatler geçirmek yalnızca o süre boyunca dikkatimizi dağıtır ve sonucunda bize bir şey katmaz.

Buna rağmen, katılımcılar iş ve boş zaman arasında tercih yapmaları istendiğinde daha az çalışmak, daha fazla boş zamana sahip olmak istediklerini belirtmişlerdir. Yazara göre, bu fenomenin sebebi insanların iş akışında algılarını kendilerinin kontrol etmemesinden kaynaklanmaktadır. Kişi, dış koşullar sebebiyle başarılarına odaklanmaktansa, dikkat dağınıklığı, stres ve yorgunluğa odaklanabilir. Akış unsurlarını iş hayatına adapte ederek ömrümüzün büyük bir kısmını yaparak geçirdiğimiz işimizi daha verimli kılmak mümkündür. 

Yazarın görüşmeler yaptığı yöneticilerden biri olan The Body Shop kurucusu Anita Roddick, iş hayatında akışı sağlayabilmekle ilgili şu yorumda bulunmuştur: “Tutkunuzu arayın. Sizi ne heyecanlandırıyor? Gerçekten beğendiğiniz ve hayran olduğunuz şirketlere yönelin. Sizi bu şirketlere hayran bırakan öğeler ne? Mümkünse ruhunuzu canlandıran organizasyonları bulun. Onlarla birlikte çalışın ve eğlenin. Deneyimleyecek çok fazla eğlence var. Hayatınızın %95'ini bir çalışma ortamında geçirdiğiniz zaman, bunu asık suratla yapmak yalnızca işkence olur.”

Çözüm, dış koşulları hedeflerimizle aynı seviyeye getirmekte veya dış koşullara karşı bakış açımızı değiştirmekte yatar. Karşılaştığımız zorluklar bizi hedeflerimizden caydırabilir veya tam tersine aşmak için sabırsızlandığımız meydan okumalar olarak görülebilir. Günün sonunda, hayatın standart bir anlamı olduğunu düşünmek delilik sayılabilir. Doğa ve insan deneyiminin temelinde yatan kutsal bir amaç yoktur. Ancak bu, hayatı kendi yorumlarımızla anlamlandırmamıza engel değildir. Kendimiz için belirlediğimiz nihai hedefler ve hayata atadığımız anlam, ömrümüzün sonunda dünyaya memnuniyetle veda edeceğimiz bir “akış” içerisinde yaşamımızı sağlayabilir.