İlgi Arayışı | Laba Uluslararası Eğitim Platformu
Blog

Arama

İlgi Arayışı

Sizler için Adam Philips’in “İlgi Arayışı” kitabını özetledik. Bu makalemiz, kendini geliştirmek isteyen, devamlı sorgulayan ve ilgi alanlarını keşfetmek isteyen okuyucularımız için bir armağandır.

cover-39-65688bf51ce3b649337035-min-6580628185713108790199.jpg

Eğitim ve kişisel gelişim arayışı içinde olan okuyucularımız için, İlgi Arayışı bir yaşam rehberi olabilir. Bu rehber, utanç, ego idealinin yarattığı baskılar ve dikkat dağınıklığı gibi konularla iç içedir. Utancın idealize ettiğimiz kimlikle gerçekleşen çatışmalarını keşfetmek, ego idealinin bizi yönlendirdiği yolu anlamak, ilgi ve dikkatimizi nereye yoğunlaştırmamız gerektiğini sorgulamak, eğitim ve kişisel gelişim yolculuğumuzun önemli bir parçasıdır.

Utanç ve İlgi

Kendimizden utandığımızda olmak istediğimiz kişi veya yapmak istediğimiz şeyin yapılamadığına, başarısız olduğumuza dair bir ifşa hissine maruz kalırız. Bu yetersiz kalış durumunda problemli olan şeyin yüksek standartlarımız mı yoksa durumun kendisi mi olduğunu merak ederiz. Aslında utancı ideallerimizin sergilenişi olarak değil, ideallerimize ulaşmak için gösterdiğimiz çaba, heves ve becerinin göstergesi olarak tanımlasaydık, insanların utanma riskini almak ve bu fırsatı yakalamak için neler yapabileceğini görmek ilginç olurdu. Veya suçlu bulunma halinden arınmış bir utanç olsaydı ve onu içsel, şaşırtıcı ve merakın önüne geçen bir talep olarak tanımlasaydık?

Başka tanımlara dönecek olursak, utanç bir adaletsizlik gibi değil, kafa karıştırıcı bir bağlantı eksikliği olarak da hissedilebilir. İlişkilerde sevgi ve neşe, ortak duyguları paylaşabilme eksiktir.

Savunmasız hallerimizde utanç bir muhafız gibi dikilir, ilgimizi nereye yönelteceğimize dair her şeyi tanımlar ve baştan organize eder. Utanç, ortak duyguların paylaşılmasının reddi gibi de kabul edilir. Paradoksal bir şekilde, burada korku unsuru genellikle olduğu gibi şehvetten ziyade sevgidir. Çünkü burası kırılganlık ve savunmasızlığın cezalandırıldığı alandır. Kendimize aynı zamanda ideallerimiz doğrultusunda sık sık “bu ben olmamalıyım, olamam” deriz.

Tüm bu sebeplerden dolayı bu utanç, ego idealinin kendini göstermesidir. Kim olduğunu ve kim olmak istediğini bilmeyen bilinç, utanç içindedir. İdeallerimiz, utanç yoluyla harekete geçme ve korunma fonksiyonlarımızı aktive eder. Kendisi feci bir seviyede zorba da olabilir. Geri adım attırmayabilir, erişilmez hedeflerin talebinde bulunabiliir. Bunlar sonucunda da hüsrana sebep olmakla kalmaz, kişinin kendi gözünde değer kaybetmesine de yol açabilir. 

O halde ego ideali kendimizle ilgili en mühim önceliklerimizin belirlenmesini mi sağlar yoksa fazlasıyla gerçek dışı hedeflerle bizi küçük mü düşürür? Peki biz bunun karşısında ne yapıyoruz? Bu ideallere kendimizi fazla kaptırarak başarısızlığa mı sürükleniyoruz yoksa onları en iyi yönlerimizi bulma adına bir fırsat olarak mı değerlendiriyoruz -ve arada bir fark var mı? Bu ego ideali tanımından yola çıkarsak utanç, erişilmek istenen idealler sebebiyle ortaya çıktığı için bazen kendimizi bilinç dışı utanç verici deneyimlerin peşinden koşar durumda bile bulabiliriz.

Utancın olduğu yerde travma ve dönüştürülemez şeyler de vardır. Onun aracılığıyla kabul görmemiş arzularımıza ilgi göstermeye başlar, hatta ilgi göstermek zorunda kalırız. Buna “Başkaları benim her şeyimi, içimden geçeni görür” hissiyatı eşlik eder. İnsanın kendinden utanması hem kendi hem de başkalarının sevgisinin test edilmesidir.  

“Utancı stile dönüştürmek utanca razı olmamaktır.”

İlgideki Boşluklar

İlgisizlik aslında bir kışkırtma biçimidir. Başka yazarların ifadeleriyle “Bir öznenin ilgi kapasitesi açısından tanımlanışı, disipliner yükümlülüklere uyma kapasitesi olmayan bir özneyi ortaya koyuyorsa, bu durumda imkânsız seviyede bir ilgi kapasitesinin neden talep edildiği ve ilginin uyum göstermekle ne ilişkisi olduğunu sorgular halde buluruz kendimizi.” Uygarlık ve modernitenin talep ettiği, ilgimizi talep eden durumlardan ilgimizi uzaklaştırıp, içgüdüsel yaşamımıza bu ilgiyi yoğunlaştırırsak hazzımızı artırabiliriz. Ancak bu durum sıkıntımızı da artırabilir.

İlgi göstermek; zihni sabitlemek, tamir ve organize etmek, hatta konsantre ederek yatıştırmaktır. Demir atmama riski taşıyan zihin dış dünyaya fazlasıyla bağlıdır. İşin aslı, bölünmüş hissetsek de öyle değiliz, sandığımızdan daha tek bir parça halindeyiz, sandığımız kadar tutarsız da değiliz. Sadece, tekrarlanan bir değişim ve yer değiştirme düzeninde ilgimiz aynı şeyin fazlasına yönelmiş durumda. 

İlgi göstermek, İngilizcede “pay attention”, ödemek anlamında olan pay fiilini içerir. İlginin bize bir şeylere mal olduğunu, ilgiyi parayla ilişkilendirmeye yatkın olduğumuzu, yatırım getirisi ve kâr zarar üzerinden düşündüğümüzü bize anlatır. Peki ilgi, zihnimizde bir bedel yerine sevgiye açılan kapı olsaydı nasıl olurdu?

İlgi göstermek, bazen bir bariyer haline dönüşebilir; bakarız ama göremeyiz, dinlerken kendi sesimizi duymayı unuturuz, konuşuruz ama gerçek duygularımızı ifade etmeyiz. Bu durumda ilgi, dışlamayla ilişkilendirilebilir hale gelir. Bir şeyi görebilme ve anlayabilme yeteneğimizin önünde bir engel oluşturur, karşımızdaki şeyin özünü yakalamamızı engeller. Bu nedenle bilinçli bir ilginin tehlikelerini anlamak önemlidir. Çünkü insan, belirli bir odaklanma düzeyine geldiğinde, önemli bulduğu şeylere odaklanırken diğerlerini görmezden gelmeye başlar.

Bu durumlar, beklenen sonuçları takip etmek olarak tanımlanır ve kaçınılması gereken durumlardır. Çünkü seçimler, bilinen bir durumu bulma umuduyla yapılır ve eğilimler, algılanabilir potansiyel anlamları çarpıtabilir. Freud, bu durumu ele alırken iki çözüm önerir: "Bilinçli odaklanmayı ve ilgiyi askıya almak ve anlamın kendiliğinden ortaya çıkmasına izin vermek." Hemen bir yargıya varmak yerine, bir tür ilgisizlik haline geçmek, doğru yönde ilgiyi artırabilir. İstemi bir kenara bıraktığımızda ilgi nasıl şekillenir?

Greenblatt’ın Dikkat Dağınıklığı

Stephen Greenblatt kitabında, gözlemlediği yöredeki insanların nefrete bir bağışıklığı olduğunu çünkü bunun ilgi dağıtıcı bir unsur olduğunu anlatır. İnsanların deneyimleme ve hissetmeye kararlı olduğu her şey nefretin yarattığı dikkat dağınıklığı ile karşılaşır. Sahiden, nefret ilgimizi neyden uzaklaştırır? Nefreti dikkatimizi dağıtmak için kullandığımız durumlar nelerdir? Nefreti dikkat dağıtıcı olarak tanımladığımız noktada neleri engellediğini ve neleri mümkün kıldığını görmek mümkün müdür?

Önerilen gönderi:

preview-30-6564a13479aa7665682083.jpg

Zihin ve Beden Dengesi: İş Hayatında Yoga’nın Önemi

Okuyun

Eğitim, “ilgi duymamız gereken şeylere dair” öğrenme sürecidir. İlgimizin nereye doğru gittiğini ve neden kaçtığını anlamak için içsel isteklerimizin ve içsel çatışmalarımızın izini sürmek gerekir. Dikkat dağınıklığının tanımlarından biri, parçalara ayırmak, farklı yönlere çekmek, şaşırtmak gibi anlamları içerir ve bunlar, kişinin kendi kimliğini biçimlendirme sürecinde önemli bir rol oynar. Bu durum, adeta kişinin kimliğinin bir sanat eseri gibi manipüle edilebilir olduğunu kabul etmesi anlamına gelir. Genellikle dikkatimizin nasıl dağıldığını, ilgimizi nereye verdiğimizden daha iyi biliriz. Bilincimizin gergin, ironik, kimi zaman etkilişime kimi zaman kopukluğa yönelen ve aslında “bir icat” konumunda olduğunun farkına varmak kıymetlidir.

Greenblatt’ın konuya dair muhteşem ifadesi şu şekildedir: “Bu gölgeli benliklerin ardında dikkati dağılmış benlikle gerçek benliğin ikili oyunu devam eder. Daha karanlık bir gölge daha vardır: Kimliğin kendisini ortadan kaldırma, tüm bu doğaçlamalara son verme ve hikâyeden kaçma arzusu.” İşte tüm bunların içinde dikkat dağınıklığı aslında bir adaptasyon sürecidir, bu süreçte kişi, içsel ve dışsal çatışmalar arasında denge kurmaya çalışır.

Bu makale, Adam Philips'in İlgi Arayışı kitabından yola çıkarak eğitim ve kişisel gelişim arayışı içinde olan okuyucularımıza bir ışık tutmayı ve doğru soruları sormaya yol açmayı amaçlamaktadır. İlgi arayışı, utancın, ego ideallerinin yarattığı baskıların ve dikkat dağınıklığının karmaşıklığına odaklanarak, kişisel keşiflerin ve büyümenin temelini oluşturur. Utanç duygusunu, idealize ettiğimiz kimlikle gerçekleşen çatışmaların bir yansıması olarak değil, içsel bir rehber olarak görmek, okuyuculara kendi özlerine daha derinlemesine bakma ve gerçek ilgi alanlarını keşfetme fırsatı sunabilir. İlgi arayışı süreci, içsel çatışmaların izini sürme, ilgiyi yönlendirme ve dikkati doğru şekilde kullanma becerilerini geliştirme yolculuğudur.