Sevgililer Gününde İzleyebileceğiniz 15 Film | Laba Uluslararası Eğitim Platformu
Blog

Arama

içerik

Sevgililer Gününde İzleyebileceğiniz 15 Film

Sizler için romantik komedi klasiklerinden gerilime, aile ilişkilerinden öz şefkate uzanan, sevginin farklı hallerini keşfedeceğiniz bir liste derledik!

cover-76-65c6201cc85dd543592236-min-65d370765f10e592326108.jpg

Sevgililer Günü, etrafımızı kırmızı kalplerle çevreleyen ve çoğunlukla romantik sevginin kutlandığı bir fenomen haline gelmiş olabilir. Peki sevgi her zaman romantik bir ilişkiyle sınırlı olmak zorunda mıdır? Siz de öyle olmadığını düşünüyorsanız, bu listemizde “Notting Hill”in klasik aşk hikayesinden “Everything Everywhere All at Once”ın çılgın bilim kurgu komedisine kadar sevginin her formunu keşfedebileceğiniz 15 film önerisi bulacaksınız. İyi seyirler!

Before Üçlemesi (1995-2004-2013)

Jesse (Ethan Hawke) ve Celine'in (Julie Delpy) hayatlarını takip eden 18 yıllık bir sinema serüveni... İzleyiciyi kıtalar arası ve zamanda sürükleyici bir yolculuğa çıkaran bu üçlemede bir ilişkinin tüm aşamalarına şahit oluyoruz. 

Viyana'da bir trende tanışan Amerikalı hayalperest Jesse ve Fransız bir öğrenci olan Celine, Paris'te yeniden buluşur ve Yunanistan'da tatil yaparken geçmişin tatlı anılarını ve zorluklarını hatırlarlar. Çift, üçleme boyunca her karşılaşmada, değişen ve büyüyen ilişkilerini, seçimlerimizin hayatımızı nasıl şekillendirdiğini ve aşkın karmaşık doğasını sorgular. Ethan Hawke ve Julie Delpy'nin muhteşem performanslarıyla Before Üçlemesi, izleyiciyi karakterlerle birlikte sevginin, yaşamın ve sahip olduğumuz bağların güzelliğini keşfetmeye davet ediyor.

Punch-Drunk-Love (2002)

Sosyal ilişkiler kurmakta problemler yaşayan girişimci Barry (Adam Sandler), dolandırıcı bir çete tarafından tehdit edilirken hayatının aşkıyla tanışır. Filmin senaristi ve yönetmeni Paul Thomas Anderson tarafından bir "anti-müzikal" olarak tanımlanan “Punch-Drunk Love”ın büyüleyici sinematografisi, Sil Baştan filminin de bestelerini üstlenen dahi Jon Brion’ın melodileriyle izleyiciye bir ziyafet sunuyor. 

When Harry Met Sally (1989)

Erkekler ve kadınlar arkadaş olabilir mi? Harry ve Sally, üniversiteden sonra Chicago'dan New York'a yolculuk yaparken sorunun cevabını arıyor. Yıllar sonra New York'ta tekrar karşılaşan çift artık aralarındaki kıvılcımı göz ardı edemiyor. Bir dostluğu kaybetme korkusunun karşısında filizlenen aşklarını keşfeden çiftin komik, duygusal ve etkileyici hikayesini konu alan film, romantik komediler arasında tam bir klasik!

Notting Hill (1999)

Sırada bir klasik daha var! Londra'nın Notting Hill semtinde sıradan bir hayata sahip olan William Thacker (Hugh Grant), bir gün, dünyaca ünlü bir aktris olan Anna Scott (Julia Roberts) ile karşılaşır. William ve Anna'nın farklı dünyalarına rağmen aralarında bir aşk filizlenir. Fakat şöhretin ve paparazilerin baskısı ilişkilerini tehlikeye atar. Peki aşk, tüm sorunların üstesinden gelmeye yetebilir mi?

Big Fish (2003)

Sıradanlıktan biraz uzaklaşıyoruz. Edward Bloom (Albert Finney), ölüm döşeğinde yatarken oğlu Will'e (Billy Crudup) fantastik ve abartılı hikayelerle dolu hayatını anlatır. Hikayelerde devler, cadılar, sihirli bir bahçe ve daha pek çok fantastik unsur yer alır. Will, babasının anlattıklarının ne kadarı gerçek ne kadarı uydurma olduğunu anlamaya çalışırken, zamanla babasının hikayelerinin sadece fantastik öğelerden ibaret olmadığını, aslında sevgi, aile ve hayattaki önemli şeylerin değerini anlatan dersler de içerdiğini fark eder.

“Big Fish”, Tim Burton'ın etkileyici hayal dünyası ve Edward Bloom’un gençliğini canlandıran Ewan McGregor’un muhteşem performansıyla izleyici büyüleyici bir yolculuğa çıkarıyor.

About Time (2013)

21 yaşına basan Tim Lake (Domhnall Gleeson), ailesindeki tüm erkeklerin zamanda yolculuk yapma yeteneğine sahip olduğunu keşfeder. Tim, bu yeteneğini geçmişteki hatalarını düzeltmek ve mükemmel bir hayata sahip olmak için kullanmaya başlar. Bir gün, Mary (Rachel McAdams) adında bir kıza aşık olur ve zaman yolculuğu yeteneğini onu etkilemek için kullanır. Ancak Tim, her şeyin kontrol altında tutulamayacağını ve geçmişi değiştirmenin beklenmedik sonuçlara yol açabileceğini öğrenir.

Groundhog Day (1993)

Zaman yolculuğu oldukça heyecan verici. Peki ya her sabah aynı güne uyansaydınız? Phil Connors (Bill Murray), kibirli ve bencil bir hava durumu sunucusudur. Punxsutawney, Pennsylvania'ya Groundhog Day'i (Dağ Sıçanı Günü) haber yapmak için gittiğinde kendini bir zaman döngüsünde kapana kısılmış bulur. Başlangıçta bu durumdan öfkelenen Phil, zamanla bu döngüyü kendi çıkarları için kullanmaya başlar. Ancak her şeyin bir bedeli vardır. Phil, bu döngüden kurtulmak için sevgiyi ve iyiliği keşfetmek zorundadır.

Her (2013)

Hayal gücünüzü biraz daha zorlamaya ne dersiniz? Yapay zekanın hızla gelişmesiyle belki de yakın gelecekte gerçek olabilecek “Her”, yalnız bir yazar olan Theodore Twombly’nin (Joaquin Phoenix) hikayesini konu alıyor. 

Yalnızlığından sıkılan Theodore, bir gün Samantha (Scarlett Johansson) adında yeni bir işletim sistemi satın alır. Samantha, son derece gelişmiş bir yapay zekadır ve Theodore ile insan gibi sohbet eder, duygularını anlar ve ona destek olur. Theodore, kısa süre içinde Samantha'ya aşık olmaya başlayarak onunla derin bir bağ kurar. Ancak yapay zeka ile bir ilişki yaşamanın etik ve sosyal boyutları da vardır.

Decision to Leave (2022)

Romantik komedilerden pek hoşlanmıyorsanız, gizem, gerilim ve romantizmi harmanlayan “Decision to Leave” filmine bir şans verebilirsiniz. 

Hae-joon (Park Hae-il), titiz ve tutkulu bir dedektiftir. Bir gün, dağda gizemli bir şekilde ölen bir adamın cinayetini araştırmaya başlar. Soruşturma sırasında, adamın karısı Seo-rae (Tang Wei) ile tanışır. Seo-rae'nin güzelliği ve gizemli tavrı Hae-joon'un dikkatini çeker ve aralarında tuhaf bir çekim oluşur. Hae-joon, Seo-rae'nin kocasının ölümüne karışmış olabileceğinden şüphelenir, ancak aynı zamanda ona karşı bir şeyler hissetmeye başlar.

Vertigo (1958)

Gerilim filmlerinden hoşlanıyorsanız, bir önerimiz daha var. Sinemanın devlerinden Alfred Hitchcock'un yönettiği “Vertigo”, üzerinden onlarca yıl geçse de etkileyiciliğini hala koruyan bir klasik.

John "Scottie" Ferguson (James Stewart), yükseklik korkusu yüzünden emekli olmak zorunda kalan eski bir dedektiftir. Bir gün, Madeleine (Kim Novak) adında gizemli bir kadın tarafından kendisini takip etmesi için işe alınır. Madeleine, intihar etmeyi düşündüğünü ve Scottie'nin onu izlemesini istediğini söyler. Scottie ise, Madeleine'e aşık olur ve onu korumak için elinden geleni yapar. Fakat Madeleine'in geçmişi hakkında bilmediği şeyler vardır. Scottie, kendini tehlikeli bir komplonun içinde bulur.

Singing in the Rain (1952)

Gerilimden biraz uzaklaşarak, sizi yine geçmişten fakat iç ısıtan ve şarkılarıyla hafızalarımıza kazınan bir şölene davet ediyoruz! 

1920’ler. Sessiz sinemanın son dönemleri. Don Lockwood (Gene Kelly) ve Lina Lamont (Jean Hagen) ise, Hollywood'un en popüler yıldızları arasında. Ancak sesli filmlere geçişle birlikte Lina'nın gıcırtılı sesi bir sorun teşkil etmeye başlar. Don, Kathy Selden (Debbie Reynolds) adında genç bir aktrisi seslendirme sanatçısı olarak işe alır ve ona aşık olur. Don ve Kathy, sesli filmlere geçişin zorluklarıyla başa çıkarken aynı zamanda aşklarını da keşfe çıkarlar.

Everything Everywhere All at Once (2022)

Peki, romantik komedilere bir mola vererek sevginin diğer formlarını da keşfetmeye ne dersiniz?

“Her Şey Her Yerde Aynı Anda”, çılgın bir bilim kurgu komedisi olmasının ötesinde sevginin gücünü anlatan Oscar ödüllü bir film. Hikayenin başkahramanı Evelyn Wang (Michelle Yeoh), farklı evrenlerde birbirinden çeşitli hayatlar yaşayan bir göçmendir. Kötü bir güç tüm evrenleri yok etmeye çalışırken Evelyn, bu gücü durdurmak ve dünyayı kurtarmak için tüm benliklerini bir araya getirmek zorundadır. Evelyn, nefes kesen bu yolculukta tüm sorunların çözümünün sevgiden geçtiğini de keşfeder.

Aftersun (2023)

Sevginin farklı formlarını keşfederken, bu filmde baba-kız ilişkisine odaklanıyoruz. “Aftersun”, 1990'ların sonlarında Türkiye'ye tatile giden 11 yaşındaki Sophie ve babası Calum'un hikayesini duygusal bir nostaljiyle izleyiciye sunuyor. Sophie, yıllar sonra tatil anılarını anımsarken babasıyla olan ilişkisini ve onun gizemli hüznünü sorguluyor. Film, sevginin her zaman mükemmel olmadığını, bazen hüzün ve pişmanlık da barındırdığını derinlemesine işlerken, sevginin her şeye rağmen hayatımızdaki en önemli şey olduğunu da hatırlatıyor. 

Thelma & Louise (1991)

13 Şubat’ın dünyanın bazı yerlerinde kadın dostluğu şerefine Galentine’s Day olarak kutlandığını biliyor muydunuz? “Thelma & Louise”, kadının toplumdaki rolünü irdeleyen ve iki kadın arasındaki dostluğu kutlayan başyapıtlardan biri.

İki arkadaş, bu baskın rollerden sıkılarak özgürlüklerine kavuşmak için kaçmaya karar verirler. Yolculukları boyunca dostluklarını, dayanışmalarını ve sevgiyi keşfederler. Film, özgürlük ve sevginin her zaman romantik bir ilişki anlamına gelmediğini, dostluk ve dayanışmada da bulunabileceğini başarıyla işliyor.

Wild (2014)

Bazen göz ardı ediyor olsak bile, sevginin en temel hallerinden biri kendimize karşı duyduğumuz sevgidir. 

“Wild”, annesini kaybetmenin acısını yaşayan Cheryl Strayed'in, Pasifik Kıyıları Patikası'nda 1770 kilometrelik bir maceraya atılmasını anlatan gerçek bir hikayenin sinemaya yansımadır. Bu zorlu yolculuk boyunca Cheryl, geçmişiyle yüzleşir, yas sürecini tamamlar ve kendi içindeki gücü keşfeder.

Haber bültenimize abone olun

En son içeriklerimizden haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın
Takip ettiğiniz için teşekkür ederiz